Avrupa Parlamentosu Kararı


28 Şubat ayi 2002

"Bu bakımdan 1915 Ermeni soykırımını tanıyan 18 Haziran 1987 tarihli kararını tekrarlar ve Türkiye’yi yüzleşme zeminini yaratmaya davet eder;"

"Avrupa Parlamentosu’nun ve bir dizi Üye Devlet’in Ermeni soykırımını tanımış olması ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türk yönetiminin soykırımdan sorumlu olan bazı kişileri ağır cezalara çarptırmış olması, AB’nin, örneğin 1915 Ermeni soykırımı üzerine uluslararası çokkültürlü bir tarihçiler komitesi kurmak suretiyle konuyu ele almasını sağlamak için Türkiye’ye yapıcı öneriler sunmasına dayanak oluşturmalıdır."


AB'nin Güney Kafkasya ile ilişkileri

Per GAHTRON (Yeşiller/EFA, S)
Komisyon’un Avrupa Birliği’nin Güney Kafkasya ile ortaklık ve işbirliği anlaşmaları çerçevesinde ilişkileri konusunda Konsey’e ve Avrupa Parlamentosu’na sunduğu bildirim üzerine rapor.
Belge: A5-0028/2002
Prosedür: Danışma belgesi
Görüşme: 27.02.2002
Oylama: 28.02.2002

Oylama sonucu

Parlamento üyeleri Konsey’i Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’la Temmuz 1999’da yürürlüğe giren ortaklık ve işbirliği anlaşmaları uyarınca Güney Kafkasya ülkeleri ile uzun vadeli bir ortak strateji geliştirmeye davet eden bir kararı onaylamışlardır.

Uyuşmazlıkları çözüme kavuşturma çabalarının yaygın bir çatışma tehlikesini ortadan kaldıramadığı, bunun yanı sıra vahim ve acil insani yardım ihtiyacının yaşandığı bölgede devam eden siyasi istikrarsızlığı dikkate alan bu karar, şiddet içeren bir çatışmayı önlemek için Konsey’i, uzun erimli bir ortak stratejinin mümkün olan en kısa sürede geliştirilmesine yönelik çalışmaların başlatılmasına teşvik etmektedir. Karar bu çerçevenin hazırlanmasında Balkanlar İçin İstikrar Paktı’ndan esinlenilmesini önermekte, silah ve uyuşturucu kaçakçılığıyla, çevreye verilen zarar, para aklama ve insan kaçakçılığıyla mücadelenin gerekliliğine vurgu yapmaktadır.

Güney Kafkasya için özel bir AB temsilcisinin görevlendirilmesi konusunun gündeme alınması da önerilmektedir.

Parlamento üyeleri AB’ye, bölgesel işbirliği girişimlerini teşvik etmesi ve mali destek sağlaması çağrısında bulunmaktadırlar.

Karar aynı zamanda üç ülkeye, birer Avrupa Konseyi üyesi olarak, insan hakları ve temel özgürlükler konusundaki yükümlülüklerini hatırlatmakta ve onları yolsuzlukla mücadele, hukukun üstünlüğü, medya özgürlüğü ve sivil toplumun özgürce gelişmesi alanlarındaki çabalarını artırmaya davet etmektedir.

Parlamento ayrıca Ermenistan hükümetinden anlaşmaya varıldığı üzere 2004 yılına kadar Medzamor nükleer santralini kapatmasını da talep etmektedir.

Son olarak Parlamento üyeleri, ekonomik ve politik alanlarda Avrupa kurumlarıyla yakın işbirliğini desteklediklerini belirtirler.

Basınla ilişkiler:
Alexandre Stutzmann
(Brüksel) tel. (32-2) 28 43439
e-posta: foreign-press@europarl.eu.int

AVRUPA PARLAMENTOSU

Görüşme dokümanı

NİHAİ VERSİYON
A5-0028/2002

28 Ocak 2002

RAPOR

Konu: Komisyon’un, ortaklık ve işbirliği anlaşmaları çerçevesinde Avrupa Birliği’nin Güney Kafkasya ile ilişkileri hakkında Konsey’e ve Avrupa Parlamentosu’na ilettiği bildirim (communiqué) (COM(1999) 272 – C5?0116/1999 – 1999/2119 (COS)).

Dışişleri, İnsan Hakları, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası Komitesi

Raportör: Per Gahrton

İÇİNDEKİLER


PROSEDÜR SAYFASI

KARAR ÖNERGESİ

AÇIKLAYICI BİLGİ

PROSEDÜR SAYFASI

Komisyon 7 Haziran 1999’da Parlamento’ya, ortaklık ve işbirliği anlaşmaları çerçevesinde Avrupa Birliği’nin Güney Kafkasya ile ilişkileri konusunda bir bildirim iletmiştir (COM(1999) 272 – C5?0116/1999 – 1999/2119 (COS)).

13 Eylül 1999’da yapılan parlamento görüşmesinde Parlamento Başkanı söz konusu bildirimi, konudan sorumlu komite olarak, Dışişleri, İnsan Hakları, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası Komitesi’ne yönlendirdiğini belirtmiştir.

Dışişleri, İnsan Hakları, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası Komitesi, 23 Eylül 1999’da yaptığı toplantıda raportör olarak Per Gahrton’u tayin etmiştir.

Komite, 27 Mart ve 3 Aralık 2001 ve 23 Ocak 2002 tarihlerinde yaptığı toplantılarda Komisyon’un bildirimini ve rapor taslağını görüşmüştür.

Son toplantısında Komite önergeyi 50 olumlu, 1 olumsuz ve 4 çekimser oyla onaylamış ve karara dönüştürmüştür.

Oylamada bulunanar: Başkan Elmar Brok; Başkan Yardımcıları Winterbourne Baronesi Nicholson, Geoffrey Van Orden ve Christos Zacharakis, raportör Per Gahrton; Ole Andreasen, Alexandros Baltas, Bastiaan Belder, André Brie, Michael Cashman (Linda McAvan yerine), Haul Coûteax, John Walls Cushnahan, Véronique De Keyser, Andrew Nicholas Duff (Bob van den Bos yerine), Olivier Dupuis (Emma Bonino yerine), Pere Esteve, Giovanni Claudio Fava (Rosa M.Diez Gonzáles yerine), Jan Gawronski, Alfred Gomolka, Vasco Graça Moura (José Pacheco Pereira yerine), Marie Anne Isler Béguin (Reinhold Messner yerine), Joost Lagenndijk, Catherine Lalumière, Alain Lamassoure, Armin Laschet, Jules Maaten (Claudio Martelli yerine), Hanja Maaij-Weggen (Gunilla Carlsson yerine) Cecilia Malmström, Emilio Menéndez del Vvalle, Philippe Morillon, Pasqualina Napoletano, Raimon Obiols i Germà, Arie M. Oostlander, Reino Paasilinna (Glyn Ford yerine), Doris Pack (Michael Gahlelrl yerine) Jacques F. Poos, Luís. Queiró, Jannis Sakellariou, José Ignacio Salafranca Sánchez-Neyra, Jacques Santer, Amalia Sartori, Ursula Schleicher (Kural 153(2) gereğince Gerardo Galeote Quecendo yerine, Jürgen Schröder, Elisabethh Schroedter, Iannis Souladakis, Ursula Stenzel, David Sumberg, Ikka Suominen, Charles Tannock, Johan Van Hecke, Paavo Väyrynen, Demetrio Volcic, Karl von Wogau, Jan Marinus Wiersma, Matti Wuori.

Rapor 28 Ocak 2002'de sunuldu.

Değişikliklerin önerilebileceği son tarih ilgili oturumun gündem taslağında belirtilecektir.

KARAR ÖNERGESİ

Avrupa Parlamentosu’nun, ortaklık ve işbirliği anlaşmaları çerçevesinde Avrupa Birliği’nin Güney Kafkasya ile ilişkileri konusunda Komisyon’un Konsey’e ve Avrupa Parlamentosu’na sunduğu bildirim (COM(1999) 272 – C5?0116/1999 – 1999/2119 (COS)) üzerine kararı.

Avrupa Parlamentosu,

Komisyon’un ortaklık ve işbirliği anlaşmaları çerçevesinde Avrupa Birliği’nin Güney Kafkasya ile ilişkileri konusunda ilettiği bildirimi (COM(1999) 272 – C5?0116/1999 – 1999/2119 (COS),

-- Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’la yapılan Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmalarını,

-- 22 Haziran 1999’da Lüksemburg’da yapılan Avrupa Birliği, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Cumhuriyetlerinin ortak deklarasyonunu,

-- Konsey’in, 27 Şubat 2001’de Güney Kafkasya konusunda vardığı sonuçlar ve bunun ardından AB’nin Güney Kafkasya’ya yönelik politikasını güçlendirme isteğini belirttiği açıklamaları,

-- 29 Ekim 2001’de Lüksemburg’da AB Troikası ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’ın Dışişleri Bakanları ile yapılan toplantıdan sonra yapılan Ortak Açıklamayı,

-- Gothenburg Avrupa Konseyi tarafından onaylanan Avrupa Birliği Şiddet İçeren Çatışmaları Önleme Programı’nı,

-- Bölgenin on bir ülkesi içinden Güney Kafkasya’nın bu üç ülkesinin bir arada bulunduğu Karadeniz Ekonomik İşbirliği’ni,

-- AB-Ermenistan, AB-Azerbaycan ve AB-Gürcistan Parlamenterler İşbirliği Komitelerinin benimsediği tavsiyeleri,

-- Komisyon’un Çatışma Önleme konusundaki bildirimi üzerine 13 Aralık 2001 tarihli kararını,

-- Güney Kafkasya’daki gelişmelere ilişkin verdiği önceki kararları,

-- Prosedür Kuralları’nda yer alan Kural No. 47(1)’i,

-- Dışişleri, İnsan Hakları, Ortak Güvenlik ve savunma Politikası Komitesi’nin raporunu (A5?0028/2002)

dikkate alarak,

A. Bütün Kafkasya bölgesinde insani ve güvenlik durumunun, AB’nin sorunla, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Örgütü dahil olmak üzere uluslararası düzedeki diğer uluslararası aktörlerle işbirliği içinde olmak üzere daha yakından ilgilenmesini gerektirmesi,

B. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana, Güney Kafkasya bölgesinin bir dizi silahlı çatışmayla sarsılması, özellikle Dağlık-Karabağ ve Abhazya’daki çatışmalar, bunun sonucunda mültecilerin göç etmesi, bulunduğu ülkeden kopmak isteyen bölge ve toprakların ortaya çıkması, ufukta ciddi krizlerin görünmesi,

C. Çatışmaların çözümü için gerçekleştirilen bazı girişimlerin, bir miktar ilerlemeye yol açmakla birlikte, sonuç vermemesi; Nisan 2001’de Key West’de Ermenistan-Azerbaycan görüşmelerinin umut verici sonuçlarına rağmen Haziran 2001’de yapılması planlanan görüşmelerin yapılamaması; Gürcistan Başkanı Şevardnadze’nin Abhazya sorunu için yeni bir arabulucu tayin etmesi ve bunun Gürcistan, Abhazya ve Rusya’da olumlu karşılanması; bütün bölgeyi içine alacak geniş çaplı savaşlar riskinin yine de ciddiye alınmasının gerekmesi,

D. Çatışmaların çözümü ve bölgenin istikrara kavuşması için, gerek dış güçlerin de facto önemli roller oynamaları ve söz konusu rollerin bu hedeflerle tam anlamıyla uyumlu hale getirilmelerinin gerekmesi, gerekse seferber edilmesi gereken kaynakların ölçeği ve türleri nedeniyle geniş çaplı bir uluslararası rol üstlenilmesine ihtiyaç olması,

E. İşbirliği ve istikrarın güçlendirilmesi için bölgede karşılıklı güvenin sağlanmasının şart olması,

F. Bütün çatışmaların barışçı çözümünün, bölgesel jeopolitik istikrarın, işbirliğinin, demokratik devlet yapıların sağlamlaştırılmasının ve sürdürülebilir bir ekonomik gelişmenin önkoşulu olması,

G. Bölgede ve bölgeye yakın alanlardaki enerji kaynaklarının çıkarılması ve nakliyesinin önemli bir jeopolitik faktör olması ve bu operasyonların ilgili bütün devletler arasında barışçıl ilişkilere ve işbirliğine katkıda bulunacak şekilde organize edilmesinin gerektiği, bu faaliyetlerin potansiyelinin genel bir ekonomik iyileşmeye yol açacağı ve bunun bir bütün olarak halkların yararına olacağı,

H. AB’nin, bir ticari ortak ve bağımsızlıklarından bu yana Ermenistan’a 286.13 milyon, Azerbaycan’a 333.90 milyon ve Gürcistan’a 301.28 milyon Avro’ya ulaşan bir desteğin sağlayıcısı olarak ilgili bütün devletlerle diyalog kurmak suretiyle bu bakımdan mümkün olduğunca etkin ve yapıcı bir rol oynamaya devam etmesinin gerekmesi,

I. Güney Kafkasya devletlerinde demokratik sürecin iyi işlemesi, Avrupa yönetişim standartlarıyla uyumlu uygulamaların hayata geçirilmesi, insan haklarına ve özgür ve bağımsız bir medyayı güvence altına alacak uygar normların geçerlilik kazanması; bunların Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığın kazanıldıktan sonra geçen on yıl içinde Avrupa Konseyi’ne üye bölge ülkelerinde yeterince sağlanamamış olması,

J. AB’nin aktif bir politika izlemesi gereğine yol açan bu faktörlere ek olarak, “yumuşak güvenlik” (“soft security”) sorunları, örneğin silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, kara para aklama, insan kaçakçılığı ve deprem bölgesindeki Ermenistan’daki Medzamor nükleer santral gibi çevresel tehlikelerin ele alınmasına ihtiyaç olması;

K. Güney Kafkasya ülkelerinin AB’nin bölgede daha aktif bir rol oynamasını istediklerini defalarca tekrarlamış olmaları ve bu ülkelerin Avrupa ile daha derinlemesine bir entegrasyon isteklerine bir cevap verilmesinin gerektiği,

L. Güney Kafkasya ülkelerinin, Avrupa Birliği’nin genişlemesinden sonra Avrupa’nın en ucundaki, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan bir köprü konumunda olmaları,

M. AB’nin bir arabulucu olarak uygun bir pozisyonda olması, ne var ki, kendilerine daha aydınlık bir gelecek kurmaları için gereken cesur ve kararlı adımların ancak Güney Kafkasya ülkeleri tarafından atılabilecek olması,

N. Kuzey Kafkasya’nın tehlikeli bir kriz bölgesi olması, Rusya içindeki gerilimler ve bu gerilimlerin şimdiki durumda uluslararası alanda siyasi girişimlere (AGİT, BM, EU) büyük ölçüde kapalı olması nedeniyle, Güney Kafkasya’daki karmaşık çatışma ve gerilimler ağına yaklaşımın bütün bölgenin yeniden istikrara kavuşmasını hedeflemesinin gerektiği; dolayısıyla Kuzey ile Güney ve Doğu ile Batı arasında bölgesel işbirliği çabalarına AB’nin kesinlikle katkıda bulunması ve mali destek sağlamasının gerekli olması nedeniyle,

[Avrupa Parlamentosu,]

1. Konseyi, Kafkasya ülkelerine yönelik geniş kapsamlı ve uzun vadeli Ortak Stratejiler üzerinde çalışmaya ve bunları mümkün olan en hızlı şekilde hayata geçirmeye, Komisyon’u da bu kapsamda farklı alternatif öneriler hazırlamaya davet eder;

2. Bu Ortak Stratejilerin, Konsey’in 27 Şubat 2000 tarihli belgesinde belirtilen, özellikle gerek bölgedeki üç ülkenin kendi aralarında ve kendileriyle komşuları arasında şiddet içeren çatışmaların önlenmesi ve bir güvenlik ve işbirliği çerçevesinin oluşturulması fikrinin benimsenmesine ilişkin varılan sonuçlar doğrultusunda açık ve net bir şekilde amaca odaklı olması gerektiğine inanır;

3. Bu çerçevenin Güneydoğu Avrupa İstikrar Paktı deneyiminden dersler çıkarılarak hazırlanabileceği, bunun bireyler, örgütler, kurumlar ve iş girişimleri arasında sınır ötesi temasların tekrar kurulmasını kolaylaştıracağı ve azınlık haklarına saygıyı artıracağı görüşündedir;

4. Bu İstikrar Paktı’na mutlaka küçük silahların ve tabancaların yasadışı nakline karşı özel önlemlerin eşlik etmesi gerektiğini, AB’nin bu amaçla girişim ve programlar geliştirmesi ve bu yöndeki girişim ve programlara maddi destek sağlaması gerektiğini savunur;

5. Barış, insan hakları, demokrasi, sosyal-kültürel gelişme, ekonomik büyüme ve ortak çevre sorunlarına karşı işbirliğini teşvik edecek bölgesel bir işbirliği stratejisi oluşturmak üzere Üç Güney Kafkasya ülkesi ile AB’nin bir konferansta bir araya getirilmesini önerir;

6. AB’nin bölgede oynadığı rolün etkinliğinin artırılması ve BM ve AGİT’le işbirliği içinde, süregelen çatışmaların barışçı çözümüne katkıda bulunması amacıyla, Güney Kafkasya’ya bir AB Özel Temsilcisi’nin atanması olanağını gözden geçirmek üzere Konsey’e yaptığı çağrıyı tekrarlar;

7. Belirli toprak uyuşmazlıkları konusunda, egemenliğe sahip olma ve olmama arasındaki çatışma kışkırtıcı kutuplaşmayı azaltmayı amaçlayan yaklaşımların teşvik edilmesi gerektiğine inanır;

8. Konsey’e ve Komisyon’a, Güney Kafkasya’da Şiddet İçeren Çatışmaları Önleme üzerine AB Programını eksiksiz hayata geçirme çağrısında bulunur; Parlamento tarafından önerilen Avrupa Komisyonu Hızlı Tepki Mekanizması çerçevesinde sivil barış örgütlerinin farklı etnik gruplar arasında güvenin inşa edilmesine yardımcı olabileceği görüşündedir;

9. AB’nin, gelişmeler ışığında, çatışmayı önleme ve çatışma sonrası rehabilitasyona yönelik katkıda bulunmaya hazır olduğunu duyurmuş olduğuna dikkat çeker; Komisyon’a ve Konsey’e, bu katkıyı yapmak için yeterli kaynaklara sahip olduklarını hatırlatır;

10. Konsey’e, Güney Kafkasya ülkeleriyle politik diyaloğunda çatışma çözümü, mülteci sorunu, bölgesel işbirliği, yeniden inşa, insan hakları, demokrasi ve çevre konularına odaklanmasını tavsiye eder; ekonomik konularda tavsiyede bulunma konusunda Konsey’i, orta ve doğu Avrupa’da özelleştirme deneyimini ve bunun sosyo-ekonomik sonuçlarını akılda tutarak, temkinli davranmaya davet eder;

11. Danışmanlık ve teknik hizmetler ile ekonomik ve idari destek konusunda AB’nin eşgüdümlü bir yaklaşım geliştirmesi için bu ülkelerle imzalanan Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmaları’nın birbirleriyle uyumlu hale getirilmesini tavsiye eder; bu uyumlulaştırma Güney Kafkasya’da işbirliğine yönelik kurumsal bir yapılanmaya yol açabilir;

12. Ermenistan ve Azerbaycan’da Komisyon Delegasyonları’nın açılması talebini tekrar eder;

13. Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’a Avrupa Konseyi’ne girerken kabul etmiş oldukları yükümlülüklerini hatırlatır ve onları, bu yükümlülüklerini, özellikle insan hakları, medya, din özgürlüğü ve özel yaşama saygı alanındakileri yerine getirmeye davet eder;

14. Ermenistan ve Azerbaycan’a, yine aynı bağlamda taahhüt ettikleri Dağlık Karabağ uyuşmazlığına ve bununla ilgili sorunlara Minsk Grubu’nun arabuluculuğu aracılığıyla çözüm bulma çabalarını artırmaları gerektiğini hatırlatır; Stepanakert’teki yetkililerin yapıcı bir şekilde bu süreçte rol alması için çağrıda bulunur; Ermenistan’a işgal altındaki Azeri topraklarında Ermeni egemenliğinin sürekliliğinin amaçlandığı şeklinde yorumlanabilecek adımlar atmaktan kaçınması için çağrıda bulunur;

15.Komşu ülkeler Rusya, İran ve Türkiye’yi Güney Kafkasya bölgesinde barışçı gelişmelere yapıcı bir şekilde katkıda bulunmaya davet eder; bununla ilgili olarak Rusya’ya askeri varlığını azaltma taahhütlerini yerine getirmesi ve Türkiye’ye, özellikle Ermenistan’a karşı uyguladığı ablukaya son verme konusu da dahil olmak üzere, Avrupa’ya yönelik hedeflerine uygun adımlar atması için çağrıda bulunur; bu bağlamda Ermenilere yapılan soykırımı tanıdığına ilişkin 18 Haziran 1987 tarihli kararında belirtilen görüşünü tekrarlar ve Türkiye’yi çözüm için zemin yaratmaya davet eder;

16. Yolsuzluk ve hukukun üstünlüğü alanındaki önemli aksaklıkların, politik istikrar ve bunun yanı sıra sosyal ve yabancı yatırımları çekme kapasitesi dahil olmak üzere ekonomik gelişme üzerinde halen devam eden yıkıcı etkiye işaret eder; ancak bu sorunların söz konusu üç ülkede farklı düzeylerde var olduğu gerçeğini kabul eder;

17. Güney Kafkasya’da ekonomik ve politik yapıların reformu ve geliştirmesi konusunda Avrupa’nın devam etmekte olan çabalarının öneminin altını çizer ve iç güvenlik, hukukun üstünlüğü ve sınır denetimi alanlarına desteğe öncelik verilmesini talep eder;

18. Medya özgürlüğünün güvence altına alınmasının ve sivil toplumun özgürce gelişmesine olanak tanınmasının yalnızca demokratik haklar açısından değil, toplumun diğer alanlarında da başarılı bir gelişme göstermesi açısından da yaşamsal öneme sahip olduğunun altını çizer;

19. Karadeniz Ekonomik İşbirliği başta olmak üzere bölgesel işbirliği girişimlerini teşvik eder; Komisyon’u bölge kaynaklı ürünlerin AB pazarına girmesini kolaylaştırma olanakları üzerinde çalışma yapmaya davet eder ve bunun için Batı Balkanlar’daki ülkelere tanınan asimetrik ticari avantajların örnek alınabileceğini belirtir;

20. Bölgede faaliyette bulunan Avrupa kurumlarını, Avrupa Birliği’ndeki bankalar ve şirketlerle işbirliği içinde Güney Kafkasya’da yatırım ve ekonomik gelişme konusunda bir konferans düzenlemeye ve enerji alanına özel ağırlık vermeye çağırır;

21. Komisyon’u ve Üye Devletleri, kültür alanında, ve süregelmekte olan beyin göçüne son vermek ve toleransa dayalı yurttaşlığı desteklemek üzere eğitim ve bilim konularında daha fazla işbirliğine yönelik öneriler geliştirmeye davet eder;

22. Bölgedeki ülkelerin Avrupa’ya dahil olma, Avrupa Birliği dahil Avrupa kurum ve örgütleriyle ekonomik, siyasi ve diğer alanlarda yakın işbirliği içinde olma arzularına samimiyetle büyük değer verir ve destekler;

23. Komisyon Başkanı’na bu kararı Konsey’e, Komisyon’a ve Üye Devletler’in hükümetlerine, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan hükümetlerine, Rusya, Türkiye ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği’ne üye devletlerin hükümetlerine ve Iran ile ABD hükümetlerine iletmekle görevlendirir.

AÇIKLAYICI BEYAN

Giriş: Fırtınadan önceki sakinlik mi?

Güney Kafkasya’daki üç ülke, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan geleneksel olarak güçlü ekonomik, toplumsal ve kültürel bağlarla birbirlerine bağlı olmuşlar ve Sovyet döneminde (her ne kadar bastırılmış durumdaki önemli uyuşmazlıklar bulunsa da) fiilen tek bir bölgeyi oluşturmuşlardır. Bugün ise bu coğrafya sınırlardaki ablukalarla, bağlantısı kopuk trenyollarıyla, etnik çatışmalar ve bağımsızlık isteyen bölgelerle parçalanmış durumda. Demokratik siyasetçiler ve taban hareketleri, yerel güç odakları ve mafyalara karşı, bunun yanı sıra dış ekonomik ve stratejik çıkarlara karşı eşitsiz bir mücadele vermekteler. Gerek eski (Güney Osetya, Dağlık Karabağ ve Abhazya’da), gerekse daha yeni olan (Acarya, Ahıska-Cevaheti, Nahçevan, Lezginler vb.) etnik ve toprak çatışmalarının yeniden alevlenmesi riski oldukça büyük.

Normal piyasa ekonomisi Sovyet planlı ekonomisinin yerini ancak kısmen alabilmiştir. Onun yerine, birçok siyasi aktörün kabul ettiği gibi, güç odakları ve mafyanın egemenliği altında yaygın usulsüzlük ve yolsuzluklar baş göstermiştir. Söz konusu üç ülkenin üçü de, özellikle Ermenistan, büyük çaplı göçler yaşamışlardır. Resmi rakamlarla nüfusu 3.7 milyon olan Ermenistan’da göç edenlerin sayısı hükümet yetkililerine göre bir milyonun biraz altında, insan hakları örgütleri ve diplomatlara göre iki milyon civarındadır. Ermenistan bir savaş kazanmıştır, ancak Türkiye ve Azerbaycan’ın uyguladığı ambargo nedeniyle ateşkesi kaybetme sürecinde olduğu görülmektedir. Öte yandan Azerbaycan bugün bir milyon civarında iç mülteciye sahiptir, toprağının yaklaşık beşte biri Ermenistan askerlerinin işgali altındadır ve bu ülkenin değerli ekonomik faktörlerden (örneğin enerji rezervleri) yararlanmasını güçleştirmektedir. Gürcistan, askeri üsler, enerji arzı, Abhazya, Güney Osetya ve Çeçenya sınırları olmak üzere birkaç cephede Rusya ile uyuşmazlık içindedir. Rusya bu ülkeyle (Güney Osetya ve Abhazya için geçerli olmayan) tek taraflı vize zorunluluğu getirmiştir.

Her üç ülke de çok partili demokrasilerdir, ancak demokrasi bunların hiçbir yerinde düzgün işlememekte. Hükümetlere, muhalefet partileri tarafından seçimlerde hile yapmak ve insan hakları ihlalleri ve benzeri suçlamalar yöneltilmekte, bu suçlamalar uluslararası gözlemciler ve yerel insan hakları örgütleri tarafından belirli ölçülerde doğrulamakta. Bütün bölge geleneksel erkek egemenliği ile tanınıyor, bu da kadınların toplumda önde gelen konumlara getirilmemeleri anlamına geliyor. Ancak bu Gürcistan için her zaman geçerli değil.

Güney Kafkasya ve Rusya Federasyonunun bölgeye komşu bölgeleriyle coğrafi yakınlık, ekonomik, kültürel, etnik ve tarihsel bağlar nedeniyle Rus etkisi çok açık görülmekte. Rusça ortak geçerli dil olarak kullanılıyor. Güney Kafkasyalılar arasında yurdunu terk edenlerin büyük bir bölümü Rusya’ya göçüyor. Az sayıda Güney Kafkasyalı da Rusya’dan bağımsızlaşmak arzusunda. Bu konudaki eğilimler farklılıklar gösteriyor. Bu, Ermenistan’ın Türkiye’ye karşı korunma amacıyla Rus askeri üslerinin ülkelerinde istemelerinden, NATO’ya katılmakla Rusya Başkanı Putin’in bir devlet ziyaretini tercih etme arasında gidip gelen Azerbaycan’ın Rus askeri üslerinin bulunmamasından kaynaklanan gevşekliğine, Gürcistan’ın ayrılmak isteyen devletlerin girişimlerinin arkasında Rusya’nın süpergüç manevralarının bulunduğundan emin olmasına kadar değişebiliyor.

Coğrafi faktörler ve gerilimdurumu da İran ile Türkiye’nin duruma göre dost ya da düşman roller üstlenmesine yol açıyor: Türkiye Azerbaycan’ı destekliyor, dolayısıyla Ermenistan’a bir tehdit oluşturuyor; İran Ermenistan’a ablukadan kaçabileceği bir geçit sağlıyor, böylece de Bakü’nün besleyebileceği İran’da yaşayan milyonlarca Azeriyi de içine alacak bir büyük Azerbaycan emelini fren yapmış oluyor. Yapbozun başka bir parçası da ABD’nin petrol yatakları bakımından zengin olan bu bölgede var olma ve boru hatları ve iletim bağlantıları inşa ederek Rusya ve hamisi olduğu Ermenistan’ı bypass etme ve NATO müttefiki olan Türkiye’yi güçlendirme arzusu.

Bütün bunların yanı sıra Güney Kafkasya’nın dünya medyasının manşetlerinde yer almamasının bir “fırtınadan önceki sakinlik” durumuna işaret etme ihtimali gibi bir risk söz konusu. Hiçbir objektif gözlemci, insanlara çok etkileyici gelen bölgedeki misafirperverliğin, yüksek emellerin, geleceğe yönelik idealist umutlar ve eski kültürlerle çarpıcı bağların ardında ciddi toplumsal, ekonomik ve politik krizlerin varlığını görmemezlik edemez. Bir dizi sorun odağı için için kaynamaya devam etmekte ve yeni askeri çatışmalara yol açabilecek nitelikte. Sovyet egemenliğinin son bulmasının yarattığı etkiler hâlâ geride bırakılmış değil.

Güney Kafkasya’nın karşıt süper güçlerin ihtirasları ile dış ticaret çıkarları arasında bir çatışma sahası haline gelmesi çok açık bir risk oluşturuyor. Bu konudaki acil ihtiyaç, demokrasi güçlerinin kendi çıkarlarının peşine düşmeksizin [çözüm çabalarına] yardımcı olmasıdır.

Güney Kafkasya için AB’nin özel bir stratejiye sahip olması gereğinin nedenleri: Avrupa Birliği içinde Güney Kafkasya’ya daha büyük ilgi gösterilmesi gerektiği konusunda giderek artan bir farkındalık var. Aralık 2000’de Avrupa Parlamentosu Komisyon’dan Kafkasya konusunda iç tutarlığa sahip, bütünlüklü bir “güney doğu boyutu” hazırlamasını istemişti. Burada, AB Troyka’sının Güney Kafkasya’daki üç ülkeye yaptığı ziyaretin ardından Konsey’in 27 Şubat’taki toplantısının sonuç belgesinde, Avrupa Birliği’nin bölgede daha aktif bir rol oynamak istediği belirtilmişti. Bu hedef hayata geçirilmelidir. Dahası Konsey yakın bir zamanda, AB’nin dış ilişkiler alanındaki harcamalarındaki coğrafi dengesizliklere dikkat çekerken, Avrupa Birliği’nin Güney Kafkasya için ayırdığı kaynağın az olmasını bu duruma örnek olarak gösterdi.

Bölgenin önemi AB’nin ortak bir strateji belirlemesini gerekli kılıyor. Güney Kafkasya, Rusya ve Hazar Denizi’nde kıyısı olan ülkelerin arasındaki yoğun karşılıklı bağımlılıklar nedeniyle ortak stratejinin, daha geniş bir bölgeyi kapsayan bütünlüklü bir politikayla, yani bir “güney doğu boyutu’yla tamamlanması gerekiyor.

AB’nin Güney Kafkasya’ya ilgilisi elbette askeri strateji ile bağlantılı bir takım emeller gütmek, ya da ülkelerin doğal kaynakları ya da ekonomik sistemleri üzerinde egemenlik kurmakla ilgili olamaz. AB’nin Güney Kafkaslar’da ortak bir stratejiye sahip olmasının, öte yandan, bir dizi meşru gerekçesi vardır:

1. Barış: Bölge bir barut fıçısıdır. Bu nedenle bir bölgesel güvenlik yapısı kurmak için yenilikçi planlara ve dış baskılara ihtiyaç vardır. Bölgede zaten bulunan AGİT her ne kadar bu yöndeki faaliyetleri izlemek ve yol göstermek için en uygun organ olsa da, AB’nin askeri olmayan çatışma çözümü mekanizmalarında oynayabileceği yapıcı roller bulunmakta. Kuzey Kafkasya ile sınırların (ki bunlar şu anda tartışma konusudur) denetimi için AGİT-AB ortak önlemleri AGİT-AB’nin işbirliğini artırması için elverişli bir bileşen rolü oynayabilir.

2. İnsani gerekçeler: Bölgenin geniş kesimlerinde yaşayan nüfus günlük 1 dolar yoksulluk sınırının altında yaşamakta. Dolayısıyla salt insani gerekçelerle bölgenin gelişmesine yardım sağlamak için çok güçlü nedenler bulunmakta.

3. Ortak sorumluluk: 1990’larda bölgede yaşanan felaket sadece bölgenin kendisinden kaynaklanmıyordu. Sosyal ve ekonomik çöküş, “şok terapisi” adı verilen politikalarla yakından ilintiliydi. Bölgenin önde gelen siyasetçileri bugün liberalizasyon politikalarının çok hızlı yürürlüğe konulduğunu belirtiyor ve Dünya Bankası, IMF ve diğer batılı kurumlarını yanlış tavsiyelerde bulunmakla suçluyor. Avrupa Politik Çalışmalar Merkezi’nin yaptığı bir araştırma üç bölge ülkesinde 1990’lardaki felaket getiren ekonomik gelişmelerin “serbest piyasa sistemine geçişin yol açtığı (…) liberalizasyonun sonucu” olduğunu belirtiyor. AB Batı’nın finans kurumlarının anahtar niteliğindeki oyuncusu olduğundan [bu gelişmelerle ilgili] sorumlulukta belirli ölçülerde AB’nin de payı olduğu söylenebilir ve bu da [AB’nin] Güney Kafkasya’da demokratik, adil ve sürdürülebilir bir kalkınma modelinin geliştirilmesi için özel girişimlerde bulunmasını gerektirir.

4. Demokrasi: Ciddi sorunların varlığına rağmen her üç ülkede de demokrasinin gelişmeye devam etmesi için bir zemin bulunmaktadır. Özellikle Gürcistan’da aktif bir sivil toplum var ve güçlenmekte. Ayrıca siyasi elitler arasında da demokratik davranış konusunda dünyanın övgüsünü kazanmak için güçlü bir arzu gözlemlenmekte.

5. Ticaret: Büyük miktarlarda fosil enerji kaynaklarının varlığının, kalıcı bir barış ve iyi işleyen bir hukuk sisteminin yokluğunda, güç odakları, mafya örgütleri ve yabancı şirketlerin doğal kaynaklara el koyduğu ve nüfusun büyük bir çoğunluğuna bunlardan yararlanma fırsatının verilmediği bir “altına hücum” durumu yaratması riskinin bulunduğu son derece açıktır.

6. Çevre: Güney Kafkasya’da çevresel durum bazı bakımlardan tehlike arz etmekte ve bazı durumlarda da, örneğin Hazar ve Karadeniz’deki kirlenme konusunda sınır ötesi sorunlar yaratmaktadır. Özellikle endişe verici bir durum, AB’nin en geç 2004’te kapatılmasını talep ettiği, Ermenistan’ın deprem bölgesinde bulunan Medzamor nükleer santraliyle ilgilidir. Eğer santral kapatılacaksa alternatif enerji kaynakları bulunmalıdır ve bu, çeşitli güneş enerjisi türlerinde elde ettiği olumlu deneyimlere dayanarak AB’nin yardımcı olabileceği bir konudur.

7. Güçlü istekler: Bölgedeki bütün oyunculardan AB’nin bölgede geçmişe oranla çok daha fazla rol oynaması için çok güçlü talepler gelmektedir. AB’nin, diğer yabancı kurumlardan daha tarafsız olduğu izlenimi hakimdir. Dahası, güney Kafkasya, Avrupa’nın bir parçası olarak görülmektedir ve bu algı üç ülkenin Avrupa Konseyi’ne üye olmasıyla daha da pekişmiştir.

Avrupa Birliği şimdiye kadar ne yaptı?

Avrupa Birliği ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan arasında imzalanan üç ortaklık ve işbirliği anlaşması 1 Temmuz 1999’da yürürlüğe girdi. Üç ülkenin başkanları, 22 Haziran 1999’da Lüksemburg’da yaptıkları ortak açıklamada, “Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmaları[nın] Güney Kafkasya Cumhuriyetleri’nin süreç içinde Avrupa’da ve Avrupa’ya komşu bölgede daha geniş bir işbirliği alanıyla yakın ilişkilerini kolaylaştırmayı amaç [ladığını]” belirtmişlerdir.

1995’te Komisyon, Tran Kafkasya Cumhuriyetleri’yle ilişkiler konusundaki AB stratejisi üzerine ilk bildirimi kabul etti (COM(1995) 205 - C4-0242/1996). Bildirim, bağımsızlığını yeni ilan etmiş üç Tran Kafkasya devletine, demokrasi ve piyasa ekonomisine geçişlerinde yardımcı olmak üzere eşgüdümlü bir stratejiye yönelik öneriler içeriyordu. 17 Ocak 1997 tarihili kararında Avrupa Parlamentosu, Bn. Carrèrre d’Encausse tarafından hazırlanan raporu (A4-0279/1996) temel alarak bu konudaki AB stratejisinin amaçlarını ortaya koydu: (a) Söz konusu üç devletin bağımsızlıklarını güçlendirmek; (b) (…) çeşitli potansiyel sorun alanları arasındaki olası karşılıklı etkileşimleri göz önünde bulundurarak (…) Kafkasya’yı etkileyen siyasi krizlere görüşmelere dayalı bir çözüm bulmak için çalışmak; (c) Bu üç ülkede demokrasi ve sivil toplumu güçlendirmek; (d) Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan’da sosyal piyasa ekonomisi ve çevreye saygı çerçevesinde ekonomik gelişmeyi teşvik etmek.

Komisyon’un en son bildiriminde, bağımsızlıktan 1998 yılının sonuna kadar AB’nin bu ülkelere, genellikle çatışma bölgelerine acil yardım, gıda yardımı ve rehabilitasyon yardımı biçiminde 845 milyon Avro’yu hibe olarak verdiği (Inogate ve Traceca programları hariç) belirtilmiştir. TACIS programı çerçevesinde, uluslararası anlaşmaların uygulanmasını desteklemek, demokratik kurumları ve bölgesel işbirliğini geliştirmek üzere bir Avrupa Politikası ve Hukuk Merkezi kurulmuştur. Bunlara ek olarak, kısmen Yeşiller heyetinin Başkan Aliyev ile görüşmesinin bir sonucu olarak Tiflis’te AB tarafından finanse edilen bir Bölgesel Çevre Merkezi açılmıştır.

Avrupa Birliği ne yapmalıdır?

Barış: Güney Kafkasya Toplumu – Her ne kadar Güney Osetya konusunda umut verici işaretler olsa da, birçok siyasi, etnik ve toprak sorunu ile ilgili anlaşmazlıklar çıkmaza girmiş durumdadır. Güney Osetya, Abhazya ve Dağlık Karabağ olmak üzere, üç bağımsızlık talep eden bölgelerden hiç biri bağımsızlık taleplerinden vazgeçme durumunda değildir. Öte yandan ilgili iki ülke, Azerbaycan ve Gürcistan da, bir miktar öz yönetimden daha fazlasını vermeye razı değildir. Özellikle Abhazya Tiflis’e, Dağlık Karabağ Bakü’ye herhangi bir şekilde bağlanmayı kabul etmemekte. Merkezi bir hükümet yönetiminde bölgesel özerkliği içeren geleneksel federal yapı Sohum (Skhumi) ve Stepanakert (Azeri dilinde Hankendi) tarafından kesin bir şekilde reddedilmektedir. Hangi eski Sovyet bölgelerine bağımsızlık tanınacağına, hangisinin bu hakka sahip olamayacağına Sovyet idari hiyerarşisinin karar vermesine uluslararası toplum tarafından neden izin verildiği de sorgulanabilir. Önerilen uzlaşma biçimi “ortak devlet” şeklinde tanımlanmakta, ancak bu da Tiflis ve Bakü tarafından reddedilmektedir. Bu terimden ne anlaşılması gerektiği de açık değildir. Örneğin Başkan Koçaryan, Azerbaycan ile Dağlık Karabağ’ın ortak bir devlet dahilinde ortak bir hükümete sahip olmayacağının son derece açık olduğu görüşündedir. Her durumda bu iki bölge uluslararası platformda (BM, AGİT, vb.) tek bir devlet tarafından temsil edilecek. Bunun nasıl organize edileceği belirsizdir.

Savaş da yeni etnik ve toprak realiteleri yaratmıştır. Üç bağımsızlık talep eden cumhuriyet, ama özellikle Abhazya ve Dağlık Karabağ, Gürcü ve Azeri nüfuslardan arınmayla sonuçlanan etnik temizliğin ardından, etnik olarak homojenleştirilmiştir. Dağlık Karabağ ayrıca Laçin kentini kendisine bağlamış ve “Ermenileştirmiş”tir ve burasını, önceden Azerbaycan’a ait olup bugün Ermenilerin kontrolünde olan diğer yerlerle birlikte kendi cumhuriyetinin ayrılmaz bir parçası olarak görmektedir. İlgili taraflardan bazıları, belirli bir süre için bazı kırsal bölgeleri/koridorları [AGİT’e] kiralama ve buraları “güvenli” geçişler haline getirme gibi pratik düzenlemelerden bahsetmektedir. “Kazananlar”, yani bağımsızlık ilan eden cumhuriyetler ve onları destekleyenler (Rusya ve Ermenistan), ulaşım yollarının (örneğin Bakü-Yerevan tren yolunun) nihai barış anlaşması yapılmadan önce açılması gibi “pragmatik” çözümler önermekte, ancak “kaybedenler” (özellikle Bakü hükümeti) bu çözümlerin kendilerini baskı yapma araçlarından yoksun bırakmasından endişe etmektedir. “Adım adım” yönteminin, nasıl bir sonuç alınacağı konusunda en azından bir fikre sahip olmadan başarılı bir şekilde uygulanması zordur.

Bazı bölgelerin bağımsızlık talepleriyle, ilgili ülkelerin ve uluslararası toplumun “ayrılıkçılığa” katı karşı çıkışı arasındaki çelişki, ancak bireyler, örgütler, kurumlar ve şirketler arasında yavaş yavaş sınır aşırı temasların gelişmesi temelinde yaratılacak bir işbirliği ortamında ve ancak idari sınırların öneminin azalması ve idari yapının çeşitli basamakları arasındaki farklılıkların minimuma indirilmeis durumunda çözülebilecektir. Avrupa Birliği içinde bu tür bir işbirliğini besleyen yapıların somut örnekleri uzun bir liste oluşturur (ör. İspanya, İngiltere, Belçika, İtalya, İrlanda/Kuzey İrlanda’da vb.).

Raportörün en yakından bildiği örnek İskandinav ülkelerindeki deneyimdir. Burada beş bağımsız devlet, İsveç, Danimarka, Finlandiya, Norveç ve İzlanda (farklı ticaret ve güvenlik alanındaki çeşitli bağlar üzerinden) ve üç özerk bölge (Faroe Adaları, Grönland ve Âland Adaları), bir dereceye kadar da belirlenmiş sınırlara sahip olmayan bir ulus (Samiler), uzun süredir geniş kapsamlı işbirliği olanağı sunan bir yapı çerçevesinde birlikte çalışmaktadırlar. Bu çerçeve, ortak bir işgücü pazarı, pasaportsuz sınır geçişi, bir bakanlar kurulu ve parlamenter meclisi ve çeşitli alanlarda işbirliğini sağlayan 50 kadar kurumu içermekte. Bütün bunlar bir araya gelerek gayrı resmi bir “İskandinav yurttaşlığı” yaratmış, bu da idari sınırların önemini azaltmış, bütün halklara ve dil gruplarına belirli bir ölçüde kendi kaderini tayin etme olanağı sağlamıştır.

Avrupa Birliği, güney Kafkasya’ya uygun olabilecek değişik bölgesel işbirliği modellerine ilişkin bilgi aktarmak ve egemenlik ile egemenliğin reddi arasındaki çatışma üreten kutuplaşmanın çözümlenmesine yardım etmek için somut adımlar atabilecek durumda olmalıdır.

Avrupa Birliği ayrıca, Komisyon’un bildiriminde adı geçen Bakü-Nahçıvan ve Yerevan-Yulfa tren yolları, ana tren yolu eksenleri boyunca fiber optik telekomünikasyon ağı, Gürcistan ve Rusya arasında iletişimin artırılması başta olmak üzere, özellikle ulaşım/iletişim alanındaki belirli bölgesel projelerin hayata geçirilerek tamamlanması için çabalarını sürdürmelidir. Ciddi siyasi sorunların varlığına rağmen (örneğin Azerbaycan’ın minimum yapılması gereken olarak gördüğü, güneydeki tren yolundan Ermeni askeri birliklerini çekmekte Ermenistan’ın isteksiz davranması), Tiflis’teki Bölgesel Çevre Merkezi’nin başarısı, üç ülkenin AB arabuluculuğu üzerinden işbirliği yaptığı projelerin, mevcut çatışmalar nihai olarak çözüme kavuşturulmadan da başarıyla yürütülebileceğini göstermiştir.

Güney Kafkasya AB’nin askeri olmayan çatışma çözüm önlemleri için bir arena haline gelebilir. Özellikle Avrupa Parlamentosu’nun desteklediği sivil barış güçleri, bazıları ne yazık ki en sonunda varılacak barış anlaşmalarından sonra da varlığını sürdürebilecek olan çeşitli etnik gruplar arasındaki büyük güvensizliğin aşılmasında önemli rol oynayabilir. AB ayrıca sıkı silah kontrollerinin getirilmesine ve kademeli, görüşmelere dayanan, belki de tarafsız düzenlemeler bağlamında, silahsızlanmanın sağlanmasına yardımcı olmalıdır.

Genişletilmiş bir işbirliği bölgesi: Karadeniz-Kafkaslar-Hazar Denizi – Hazar Denizi çevresindeki büyük miktarlarda petrol ve gaz yatakları, değerlenecekleri ana pazarlardan çok uzaktadır. Bu ise, kısmen ya da tamamen güney Kafkasya ülkelerinden geçen geniş bir boru hatları ve diğer ulaşım sistemleri ağının inşası ya da planlamasını gerektirmiştir. Aralarında Başkan Şevardnadze’nin de bulunduğu birçok kişi doğal kaynakları Asya’dan Avrupa’ya taşıyacak yeni bir “ipek yolu” projesinden iyimser bir şekilde söz ediyor. Çözümlenmemiş anlaşmazlıklar ve güç politikaları yüzünden bütün projeler en uygun şekillerde hazırlanmıyor ve bazı durumlarda anlaşmazlıkları yumuşatmak yerine daha da sertleştiriyor. AB’nin bu “büyük maç”taki rolü, her şeyden önce, ekonomik olarak adil bir çeşitliliğin yaratılmasına yardımcı olmak, böylece bölgenin bütün parçalarının projelerin ekonomik getirisinden yararlanmasına ve İstanbul Boğazı’ndan geçen petrol tankerlerinden kaynaklanan tehlikeler gibi çevresel risklerin önlenmesine katkıda bulunmak olmalıdır.

İdeal olan, güç politikaları üzerinden önerilen farklı boru hatları güzergâhlarının önerildiği bir ortam yerine, ulaşım bağlantılarının tüm ilgili tarafların katılımıyla planlanmasıdır. Örneğin Karadeniz Ekonomik Konseyi’nin desteklediği Karadeniz-Kafkasya-Hazar Denizi işbirliği (Karadeniz-Kafkaslar-Hazar Denizi Politika Forumu) böyle bir işlev görebilir. Böyle bir işbirliği durumunda, bir dizi Karadeniz ülkesini bünyesine alarak genişlemeyi hedefleyen AB otomatik olarak sürece katılmış olacaktır. Çeşitliliği güvence altına alma gerekliliği, ABD destekli Bakü-Tiflis-Ceyhan (Türkiye’nin Akdeniz sahili) petrol boru hattının hızla destek kazandığına ilişkin haberlerle de önem kazanıyor. Bu güzergâhın, boru hattının Ermeni, İran ya da Rusya topraklarından geçmemesi için tercih edildiği çok açık. Ancak boru hattı sorununun akılcı çözümü, bazı ülkeleri dışarıda bırakma hedefi temelinde gerçekleşemez; tersine çözüm, işbirliği ve entegrasyonu teşvik edecek şekilde geliştirilmelidir. Dahası, bir dizi alternatif ulaşım yollarının varlığı, gerek bölge içi, gerek bölge dışında ulaştırılacak doğal kaynaklara bağımlı ülkelere yönelik ikmal güvenliğini artırır.

İran, Türkiye ve Rusya bölgenin en önemli oyuncularından olduğu içindir ki Avrupa Birliği, bu ülkelerin söz konusu işbirliğine barış, demokrasi ve çevresel olarak sürdürülebilir ve sosyal olarak adil bir ekonomik gelişmeyi destekleyecek şekilde yapıcı bir şekilde dahil edilmesine yardımcı olmalıdır. Ne var ki dünya gücü olan ABD’nin bölgenin işlerine müdahale etmesinin engellenmesi pratikte imkânsızdır. Ancak Avrupa Birliği’nin amacı üç güney Kafkasya ülkesinin gerçek bağımsızlığının güçlenmesine yardımcı olmak ve “neo-kolonyalizm”in her şeklinin önüne geçmek için çaba harcamak olmalıdır.

Rusya ile ilgili olarak da, kuzey boyutunun (Baltık Denizi ve Barents denizi) bir güney versiyonu doğru bir adım olabilir. Kuzey Kafkasya açıktır ki güney Kafkasya ile ortak çıkarlara sahiptir. Ulusal sınırların, ne şimdi ne de gelecekte Rusya ile güney Kafkasya arasında yeni bir demir perdeye dönüşmesine izin verilmemelidir. Ancak bir güneydoğu boyutu, karşılıklı çaba gösterilmesini gerektirir; örneğin Rusya Çeçenistan’da insan hakları standartlarına uygun davranmalı ve komşu ülkelerde, örneğin Gürcistan’da istikrarsızlığa yol açacak şekilde davranmaktan (enerji ikmalini durdurmak, ya da bağımsızlık talebindeki bölgeler dışında tek taraflı olarak girişleri vizeye tabi kılmak gibi) kaçınmalıdır.

İran’ın bölgedeki önemi birçok nedenle AB’nin bu ülkeye karşı daha bağımsız bir politika izlemesini, örneğin bir yandan da dönüp ABD’nin ne yaptığına bakmamasını gerektirmektedir. Son dönemde Rusya ile İran, özellikle yeni silah anlaşmalarının bir sonucu olarak ve bir ölçüde de Hazar Denizi petrol rezervlerinin tahsisi bağlamında, güvenlik politikaları konusunda hızla birbirlerine daha fazla yakınlaşmışlardır. İran’ın yalnızca Rus-İran eksenine bağlı kalmasının engellenmesi, ancak bölge sorunlarına kalıcı çok-taraflı çözüm arayışlarının da dışında kalmamasına çalışılması birçok bakımdan elzemdir.

Türkiye’nin AB üyeliğine adaylık statüsü, Türkiye’nin bölgedeki anlaşmazlıklara karşı, özellikle Ermenistan’la ilgili olarak daha esnek davranmasını sağlanmaya çalışması için AB’ye hem fırsatlar, hem de gerekçeler sunmakta. Bu, gerek sınırların kapalı oluşu, gerekse 1915 soykırımı konusundaki tutumu için geçerlidir. Avrupa Parlamentosu’nun ve bir dizi Üye Devlet’in Ermeni soykırımını tanımış olması ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında Türk yönetiminin soykırımdan sorumlu olan bazı kişileri ağır cezalara çarptırmış olması AB’nin, örneğin 1915 Ermeni soykırımı üzerine uluslararası çokkültürlü bir tarihçiler komitesi kurmak suretiyle konuyu ele almasını sağlamak için Türkiye’ye yapıcı öneriler sunmasına dayanak oluşturmalıdır.”

AB üyeliğine doğru – Üç güney Kafkasya ülkesinin siyasi liderleri, onların yanı sıra muhalefet partilerinin çoğunun liderleri ve taban hareketlerinde güçlü bir Avrupalı kimliği duygusu ve gelecekte Avrupa Birliği’ne tam üye olma isteği vardır. Özellikle Gürcistan’da yasaları AB hukukuyla uyumlulaştırma çalışmaları başlamış durumdadır. Halk arasında Avrupa Birliği’ne katılmaya ne ölçüde güçlü bir destek olduğu bilinmemekte. Buna rağmen Avrupa Birliği’nin Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ın potansiyel birer AB üyesi olduklarını açık bir şekilde belirtmesi önemlidir.

Spesifik AB yardımları ve güney Kafkasya’da diğer programlar, bunlardan sorumlu siyasetçiler tarafından son derece memnuniyetle karşılanmakta. AB’ye yönelik açık eleştiri çok enderdir. Ancak parlamentolar arası toplantılarda güney Kafkasyalı partilerin, ulusal bütünlüklerine aşırı müdahale olarak gördükleri bazı AB önerilerini reddettikleri olmuştur. Özel temaslarda tavsiye ve gözlem akışının tek taraflı olduğuna ilişkin daha güçlü eleştiriler dile getirilmiştir. AB, örneğin Üye Devletler’de güney Kafkasya’ya ilişkin kültürel etkinlikler düzenleyerek, güney Kafkasyalıları Avrupa Birliği’ndeki gelişmelere ilişkin görüşlerini dile getirmeye teşvik etmek ve daha fazla karşılıklılık ve eşitlik sağlamak konusunda daha çok çaba göstermelidir. AB siyasi tavsiyelerini esas olarak uyuşmazlıkların çözümü, çevre, demokrasi ve insan haklarına odaklamalıdır. Açıktır ki bu ülkelerde ekonomik ve toplumsal gelişme, barış ve istikrar çabaları, AB’nin yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik yardımda bulunması ve özellikle AB şirketlerinden arzu edilen yatırımların cezbedilmesi ile yakından ilgilidir. Bu nedenle ekonomik ve toplumsal konular bu ülkelerin her biriyle yapılacak ortaklık anlaşmalarına ilişkin işbirliği gündeminde yer almalıdır. Ancak ekonomik ve diğer konulardaki siyasi diyalogda AB bu ülkelerin, özelleştirmelere ve eski Sovyetler Birliği ülkelerin birçoğunda büyük zararlara neden olan “şok terapisi” türünden diğer önlemlere yönelik aceleci kararlar almalarına neden olmamaya büyük bir özen göstermelidir. Ticaret politikası alanında ise AB’nin güney Kafkasya ülkelerini en az gelişmiş ülkeler arasında görmemesi gerektiği, böylece “silah dışında her şey” (everything-but-arms) politikası kapsamına alınması konusunu görüşmesi için yeterli neden bulunmaktadır.

Ayrıca Erivan ve Bakü’deki AB varlığının kademe yükseltilerek Tiflis’teki AB temsilciliği konumuna getirilmesinin zamanı gelmiştir.

Kafkasya İstikrar Paktı – Yukarıda belirtilen adımlar ve diğerleri, hepsi bir bütün olarak ele alındığında, bir Kafkasya İstikrar Paktı’nın oluşturulmasıyla sonuçlanabilir. Bu terim araştırma kurumları ve ilgili siyasi çevreler tarafından daha sık olarak kullanılmaktadır. Ne var ki böyle bir paktın tam olarak nasıl bir içeriğe sahip olacağı net değildir.