Hamidiye Katliamları (1894-1896)


1894-1896 yılları arasında gerçekleştirilen Ermeni Katliamları, soykırım öncesinde, Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Ermenilere karşı işlenen zulümlerin ilk dizisidir. Bu yaşananlar, Türk devletini etkili biçimde yöneten son padişah II. Abdülhamit döneminde (1876-1909) meydana gelmiştir. Katliamlar, 1894 yazında güney Ermenistan'ın Sasun ilçesinin uzak bölgelerinde gerçekleşti. Hükümet bu bölgedeki dağlık mezralarda Ermenilerin Kürt saldırılarına direnişini bahane etti. Olaylar, padişahın acımasız politikalarına karşı güçlü Ermeni protestolarına yol açtı. Bu protestolarda Avrupa’nın olası karışıklığa müdahalesi ve Osmanlı hükümetine Ermenilerin yaşadığı illerde reformlar yapılması konusunda ikna etmesi talep edildi. 1895 yılının Eylül'de İstanbul’da (Constantinople) Ermeni siyasi partiler tarafından organize edilen ve Avrupa Kuvvetlerinin, Ermeni illerinde reformlar gerçekleştirmesi için hükümete baskı kurması çağrısı yapılan protestolar polis tarafından bastırılırken, katliamları da tetikledi. Bunun üzerine, Karadeniz'deki Trabzon şehrinde kışkırtma olmaksızın ve önceden planlanmış bir plana özgü şekilde başlayan katliamlar, güneye doğru imparatorluğun hemen hemen tüm büyük Ermeni yerleşim bölgelerine yayıldı. Bu olaylar sırasında yaşananların en kötüsü 3.000 Ermeninin sığındığı Urfa (Antik Edessa) Ermeni katedralinin yakılmasıydı. Ermeni devrimcilerin son çaresiz girişimi, Ağustos 1896'da Avrupa'ya ait Osmanlı Bankası'nı Konstantinopolis şubesine el koyarak dünyanın dikkatini olup bitene çekebilmek oldu. Ermeni devrimcilerin bu girişimine karşı hükümet büyük bir karşı harekat başlattı. 3 gün süren olaylar sırasında Avrupa elçiliklerinin yakınlarında ve onların gözleri önünde 5-6 bin Ermeni öldürüldü.

Katliamlar, Osmanlı İmparatorluğu'nda şiddet için yeni bir eşik yarattı, çünkü yaşanalar barış şartlarında, yapılanlara gerekçe olarak gösterilen savaş mecburiyetleri olmayan bir ortamda meydana geliyordu. Bu vahşet, padişahın Batının Ermeniler için getirilmesi gereken reformlar için yaptığı baskı şartlarında bile bunları uygulamayacağının kararlılığını yansıtıyordu. Tüm bu olanlar ayrıca imparatorluğun doğu illerinde gittikçe kötüleşen düzensizlik ile başa çıkmayan ve politik olarak organize olmaya çalışan Ermenilerin kendine olan güven duygusuna zarar vererek, ümitlerinin altını oymak için tasarlanıyordu.

Ölenlerin sayısı tahminen 100.000'den 300.000'e yükseldi. On binlerce Ermeni ise ülkeden kaçtı. Binlerce kişi zorla İslamiyet’i seçti. Ev ve dükkanlara yapılan büyük yağma hareketleri neticesinde, sayısız aile ekonomik olarak mahvoldu. Avrupa devletlerinin çelişkili çıkarları, Almanya'nın II. Kaiser Wilhelm kanalıyla padişahı oldukça istikrarlı bir şekilde desteklenmesi ve Rusya'da Çar Alexander’ın sağcı politikaları, Büyük Devletlerin Abdülhamit’in vahşi ve otoriterler siyasetini kontrol altına alma kapasitesini etkisiz hale getirmiş oldular. Komşuları ve amirleri tarafından kafir olarak etiketlenen Ermenilerin yasayla eşit vatandaş olarak korunmaları reddedilip, ikinci sınıf vatandaşlar olarak kalmaları istendi. Sistematik katliamların tümünün gücünü besleyen dokunulmazlık, Osmanlı İmparatorluğu'nun daha da kötülemesi ile Ermeni nüfusu için ciddi bir savunmasızlık ortamının hazırlanmasına sebebiyet vermiş oldu. Ayrıca, Batılı devletler arasında, o tarihte “Ermeni Sorunu” olarak anılan sorunun giderilmesi için yeterli insani müdahale için herhangi bir karar alınmadığı da ortaya çıktı.

1890’larda yaşanan, Ermeniler tarafından "Büyük Katliamlar" olarak hatırlanan ve dönemin edebiyatında "Ermeni Katliamları" olarak nitelendirilen zulümler, şimdi 1915 Ermeni Soykırımı' döneminde yaşanan daha büyük zulümlerden ayırt edilmesi için Abdülhamit (Hamidian) Katliamları olarak adlandırılıyor. Abdülhamit Katliamları, Türk devletinin, azınlık bir nüfusuna karşı sistematik cinayet ve yağma politikası yürütme kapasitesini doğrularken aynı zamanda, uluslararası protestoyla karşı karşıya kalan suçlara bile dokunulmazlık sağlamasının ispat ediyordu. Geriye dönük olarak baktığımızda, bu katliamlar Ermeni Soykırımı sırasında tehcir edilmenin dışında yaşanacak tüm durumlar için bir emsal oluşturdu.

--Rouben Paul Adalian